Kayıtlar

Sîneye Gömülen Sızı

Resim
 Ey mehtap, lütfuna mübtelayım senin; ışığın bana daima biraz mesafeli. Gönül der ki: sa‘y etsem de zuhur etmez bana muradın kapısı. Tâ derindendir yaram, ondandır sızısı gecikmez. Ben, incitse de cerahasını sînesine gömenlerdenim; feryadı değil yükü seçenlerden. Bilirim, her bekleyiş bir karşılıkla mühürlenmez. Bazı kapılar doğru niyetle çalınır ama açılmaz. Yola revan olurum yine de; çünkü durmak yaraya ad verir, yürümek onu kader sayar. Ve ben ışık değse bile ısınmayı talep etmeyenlerdenim.

Kırılgan Direnç

Resim
 mahzun bir bakışla kayboluyorum, yüreğimi yaralıyor bu hengamelerin içinde. gönlümde saklıyorum, kimse görmesin diye... biri görse, duysa, kuş misali avuçlarımdan uçup gidecekmiş gibi. bu yüzden sessizce, ürküp gitmesin diye içimde gizliyorum. hep bir endişe zihnimi kurcalıyor; korktuğun halde bırakmamak nasıl bir his, bilir misin sa’ye? soğuktan titrersin de ayakta kalmak için direnirsin ya — öyle titriyor yüreğim de. mahzun bir sessizlik sardı içimi, düşersem dağılırım belki, ama ayakta kalmaya da takatim yok artık.

Var Olmanın Yüküyle

Resim
 Bir bankta oturuyorum. İnsanlar önümden geçiyor; yüzlerinde hikâyeler, ayaklarında yorgunluk… Hayat geçiyor ama ben geçmek istemiyorum. Sadece izliyorum. Sadece düşünüyorum. Ne için yaşıyoruz? Neden bu telaş, bu koşuşturma? Durgunluklarımız bile bir yere varmak için sanki. Kimi elinde bir şişeyle, üstü başı yorgunluktan sarkmış bir yaşlı adam… Kimi gözlerini çevresine bile kaldırmadan yürüyen genç bir kız… Ve benim gibi, sadece oturanlar. Oturuyoruz ama neden? Gözlemlemek için mi? Yoksa sadece yorulduk mu? Bazen düşünüyorum… Belki de bazı şeyleri görmemek gerek. Çünkü her şeyi görmek, her şeyi hissetmek yoruyor insanı. O meşhur söz geliyor aklıma: “En mutlu insanlar cahil olanlardır.” Ve belki de gerçekten öyle. Farkında olmayanlar daha huzurlu sanki. Hiçbir şeyi umursamadan yaşıyorlar hayatı. Kendilerini parçalamadan, anlamlar yüklemeden, sadece akışa bırakıyorlar. Ve bazen… o hafifliğe özeniyorum. Çünkü fark etmek, görmeye başladıktan sonra duramamak demek. Birinin gözündeki hüz...

Kendine Veda Edebilmek

Resim
Hiç sadece alıştığın için bir yerde kaldın mı? Tanıdık duvarların arasında, nefes alsan da büyüyemediğin oldu mu? Bazen en sessiz vedalar, insanın kendine en çok yaklaştığı anlardır. Konfor alanı, sıcacık bir battaniye gibidir… Ama fazla sarıldığında, adımlarını uyuşturur. Güvende hissettirir, evet—ama bir süre sonra nefes almak bile yetmez olur. Hayat, durağanlaştıkça silikleşir. Aynı pencereden aynı manzaraya bakarken, içindeki renkler solar, hayaller yavaşça susar. Yeni yollar çağırır seni, fısıltıyla… Ama yüreğin o eşiği geçmeye hazır değildir. Oysa bilirim ki, bir Müslümanın bir duruşu olmalı. Rüzgârda savrulmayan, kalabalıkta kaybolmayan bir duruş. Ve bu duruş, yalnızca kalmakla değil, cesaretle yürümekle görünür. Sadece var olarak değil, varlığını anlamla taçlandırarak ışıldar. Ben hep buna inandım. Kendimin en iyi hâli için, duruşumu yalnızca dilimde değil, hayatımın her adımında gösterebilmek için… Ve hepsi bir tek niyetin etrafında döndü: Allah’ın rızasını kazanabilmek.

Taşınacak Suyu Göster Ya Rabbi

Resim
  Her sabah yeniden uyanmak... Her gün biraz daha eksilmek mi yaşamak? Neden bu kadar çabalıyoruz? Sonunda ne var, kimse bilmiyor. Ben de bilmiyorum. Sadece... yoruluyorum. Ama duramıyorum da. Sanki içimde görünmeyen bir el, hep biraz daha yapmamı fısıldıyor. Oysa gücüm yok. Yapamıyorum. Ve sonra, kalıyorum. Yine kendimle, sustuklarımın ortasında baş başa. Yolumu kaybediyorum. Gittiğim her yön, bir uçurumun kenarına çıkıyor. Tükenmişlik gibi bir sessizlik büyüyor içimde. Sadece ben, ve bitmeyen bir “yetememek” duygusu. Ve şimdi diyorum ki: “Bana ne yapsan dedirtme Ya Rabbi…” Yıkılmak kolay, ama ben yıkılmak değil, taşınacak suyu aramak istiyorum. Yol değilse de bir yön göster. Yük değilse de bir anlam ver. Gücüm değilse de bir sebep sun. Kalbime bir iz bırak… Ve ben, o izden yürüyeyim.

Varoluş

Resim
Üstümde bütün nazarlar, Soğuk bir rüzgâr gibi terimi delip geçiyor. Üşüyorum Füsun, Üşümek deride değil, iliklerimde... Bakışlar — gölgeler gibi sinmiş üzerime, Ben, ben olmaktan çıkıyorum. İnsanın var olma çabası, Yıkık bir duvarı yeniden örmek gibi: Parça parça, Zor, Ve külfetli. Ama içimde bir ses fısıldıyor: "Kendini bulan, Rabbini bulur." Gökteki kuşlar Kanatlarında taşısın bu yeminimi, Rüzgâr, fısıltılarımı savursun dağlara. Taşlar, ağaçlar, dağlar — Sessiz tanıklar gibi dursun önümde. Köklere sinmiş sabrımla beklesinler beni. Ben beri bulmadan, Toprağın çağrısına kulak vermeyeceğim. Bu diyardan göç etmeyeceğim; Savrulup kaybolan bir yaprak gibi değil, Kökleriyle var olan bir ağaç gibi kalacağım.